ATATÜRK İLKELERİ

Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliğini oluşturan Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılık (Devrimcilik) Atatürkçülük adı verilen Türk Devrimi'nin düşünce sistemini oluşturan ilkelerdir. Siyasal içerikli olduğu kadar toplumun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı ile de doğrudan ilgili olan Atatürk İlkeleri'nin her biri ayrı özellikler taşımakla birlikte, birbirini tamamlayan ortak değerleri de içlerinde barındırırlar.
Tam bağımsızlık, çağdaşlaşma, akılcılık ve bilimsellik, demokrasi ve ulusal egemenlik bütün ilkelerin içeriğinde bulunan ortak özelliklerdir.
Burada belirtilmesi gereken önemli nokta, Atatürk İlkelerinin tarihi bir birikimin eseri olduğu ve bir bütün olarak ele alınması zorunluluğudur. Çünkü bu ilkeler, ancak birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları olarak siyasal, ekonomik ve toplumsal anlam taşırlar. bu ilkelerin herhangi birinden feragat edilmesi, Atatürkçü düşünce sisteminin içini boşaltacağı gibi, ilkelerden kaynaklanan yerleşmiş bir takım değerlerin de çözülmesi sonucunu doğurabilir.
Cumhuriyetçilik
Egemenliğin millete ait olmasıdır.
Demokrasinin (siyasal denetimin halkın düzenli aralıklarla özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi) geliştirilmesidir.
Kuvvetler ayrılığı (yasama-yürütme-yargının birbirinden ayrı olması) prensibine riayet etmek, yargı bağımsızlığını sağlamaktır.
Çağdaş devlet olmaktır.
Fikirlerin serbestliği, medyanın tarafsızlığıdır.
Temel hürriyetlerin (Vicdan-düşünce hürriyeti, can-mal güvenliği) güvence altına alınmasıdır.
"Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir." (1925)
Milliyetçilik
Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı kültür milliyetçiliğidir. Irkçılığı ve ümmetçiliği reddeder. Türk milletinin mutluluğu, birlik ve beraberliği için çalışmaktır.
Vatanı daha güzel, daha bayındır hale getirmektir. Görevini en iyi yapmak, çok çalışmaktır.
Milli benliğin bilincine varmak ve yüceltmektir.
Dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşlar olarak “Ne Mutlu Türküm Diyene” demektir. Milletin ortak duyguda bir araya gelmesi, acısında üzülmek, sevincinde sevinmektir.
Kendi gücüne dayanmak, tam bağımsızlığı savunmaktır.
Milli meselelerde milleti maceraya sürüklememek, akılcı ve gerçekçi davranmak, barışçı olmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir. (1930)
“Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir acıklı olay ve üzüntülü yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.” (1 Kasım 1937-TBMM)
Halkçılık
Halkın kendi kendini yönetmesidir. Halkın refah-huzuru için çalışmaktır. Ayrıcalıksız bir toplum oluşturmaktır.
Kanunlar önünde herkesin eşit olması, herkese eşit uygulanmasıdır.
Kişi veya belirli zümrelerin değil kamu yararının gözetilmesi, yönetimde şeffaf ve saydam olunmasıdır. Devletin halkın sömürülmesine mani olması, yoksul ve güçsüzlere sahip çıkmasıdır.
Toplumda sosyal adaletin (çıkarların dengeli-uyumlu gözetilmesi, gelir ve vergilerin adil paylaşılması) sağlanmasıdır.
Tüm vatandaşlara temel hakların (1.Sağlık-2.Öğrenim-3.Çalışma-4.Sosyal Güvenlik) eşit verilmesidir.
“Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir.” (1923)
Devletçilik
Karma Ekonomik Sistemi (Devlet ve özel sektörün ekonomide birlikte bulunması ve birbirlerini desteklemesi) uygulamaktır.
Özel sektörün yapamadığı veya karlı görmediği için yapmadığı yatırımları devletin yapmasıdır. Devletin özel sektör yatırımları için yol gösterici, gerektiğinde teşvik edici olmasıdır.
Devletin ekonomide düzenleme-denetleme-girişim yetkisini elinde bulundurmasıdır. Planlı ve dengeli kalkınmanın sağlanmasıdır.
Devlet kaynaklarının adaletli dağıtılmasıdır.
Devletin işsizliği ve enflasyonu önleyici tedbirleri almasıdır.
Devletin tekelleşme girişimlerini önlemesi, serbest rekabette zayıfları korumasıdır.
Laiklik
Dini inançların devlet işlerine karıştırılmamasıdır. Hukuk devletinin güvencesidir.
Çağdaşlaşma ve demokrasinin garantisidir.
Din-ibadet hürriyetini ve vicdan özgürlüğünü sağlamaktır. Yobazlık, bağnazlık ve din sömürüsüne karşı olmaktır.
Toplum yaşamında gerçeğe ve araştırmaya dayalı bilimsel zihniyeti hâkim kılmak, serbest düşünmenin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmektir.
Düşüncenin harekete geçirilerek toplumu ileri götürecek yeni buluşlara, gelişmelere imkân sağlamaktır.
“…Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır.” (1925)
“Din bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece, din işlerini devlet ve millet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.” (1926)
“Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir.” (1930)
İnkılapçılık (Devrimcilik)
İnkılâpçılık üç yönlü anlam ifade etmektedir:
Birincisi; Türk Milleti’ni geri bırakan veya çağın gerisinde kalan kurum, kuruluş ve teşkilleri yıkarak, yerlerine milletin ilerlemesini sağlayacak yeni, modern olanlarını kurmak, ikincisi; Türk İnkılâbını aklın ve bilimin yol göstericiliğinde çağın gereklerine göre sürekli olarak geliştirmek ve yenilemek, üçüncüsü; Türk İnkılâbını zayıflatmak, yıpratmak ve nihayet yıkmak maksatlı saldırı ve girişimlere karşı onu korumak ilkesidir. Dolayısıyla İnkılâpçılık, geçmişten ziyade geleceğe dönük bir düşünce sistemi olan Atatürkçülüğün dinamik idealini oluşturur.
Yakınçağın en önemli inkılâplarından biri olan Türk İnkılabı aynı anda; Siyasi toplumun temelini ümmet esasından millet esasına çevirmiş, Kişisel egemenliğe son vererek millet egemenliğini ilan etmiş, teokratik (dine bağlı) devlet yapısının yerine laik devlet yapısını geçirmiş, modernleşme ile geleneksellik arasında bocalayan bir toplumu bu ikilikten kurtararak Türkiye’nin yönünü çağdaş Batı uygarlığına döndürmüştür.
Atatürk'ün ifade ettiği gibi çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkabilmek için sürekli devrim, başka bir deyişle sürekli yenileşme idealinden vazgeçilmemelidir. Bunun için sadece tüketen değil, üreten bir toplum yapısı oluşturulmalıdır.
“Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. Devrimlerimizin ana ilkesi budur.” (1925/Kastamonu)
ATATÜRK İNKILAPLARI
Milli, demokratik, akılcı ve laik bir dünya görüşünü memlekete yerleştirmek, devletin bütün kurumlarını bu görüşle yeniden düzenlemek Türk İnkılabının temel ilkesidir. Milleti sadece kurtarmak için değil, aynı zamanda ona ebedi ve özgür yaşama, fikri ve ruhi yeteneklerini son haddine kadar geliştirme imkânlarını sağlamak uğrunda yapılmış olan bu ilerici hareketin önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Çağdaş medeniyete geçişi sağlayan Atatürk devrimlerinin özünü; Batı medeniyetinin temelini, bilime gelişme imkânını veren “akılcı düşünce” ile “bilim zihniyeti”, bilimin günlük hayata uygulanmasından meydana gelen ve insanoğluna doğaya hâkim olmak ve onun ekonomik refahını sağlamak imkânını veren “teknoloji”, her türlü medeniyetin yaratıcısı olan insanın temel hak ve hürriyetlerini güvence altına alan “hukuk anlayışı” ve insan mutluluğunu sağlayan özgürlüğe dayalı “akılcı devlet yönetimi” oluşturmaktır.
Atatürk var olmak ve yaşamak için modernleşmeyi ve kalkınmayı temel çözüm olarak görmüştür. Bununla birlikte toplumun kendini keşfetmesi ve kimliğini kaybetmemesi için de özen göstermiş ve ulusun tarihi ve dilini temel dinamikler olarak kullanmıştır. Kısaca söylemek gerekirse; Atatürk dönemi devrimleri ile Türk ulusunun kendi kimliğini koruyarak çağdaş uygarlığın bir parçası olmayı hedeflemiştir.