
Prof. Dr. Ahmet Hakan Haliloğlu
Ufuk Üniversitesi Rektörü
Bu anlamlı toplantıyı düzenlediği için Sayın Hocalarıma ve katılımlarınız için siz değerli davetlilere çok teşekkür ediyoruz.
Yıllar önce Rıdvan Hocamın anlattığı bir hikaye vardı. 14 Mart’ta dönemin Cumhurbaşkanını davet etmişler ve kendisinden açılış konuşması yapmasını istemişler. O da “Birkaç kelime söyleyeyim.” demiş. “Ve cebinden bir deste kâğıt çıkarıp 80 dakika konuştu” demişti Rıdvan Hocam. Ben de sözü çok uzatmadan, kısaca kendi fikirlerimi söylemek istiyorum.
Öncelikle bugün neden Öğretmenler Günü? Yani biz 24 Kasım’ı neden kutluyoruz? Aslında biz 23 Nisan’ı neden kutluyorsak ya da 19 Mayıs’ı neden kutluyorsak, 30 Ağustos’u neden kutluyorsak o nedenle kutluyoruz. Bunların tümü bize özgü bayramlar, bize özgü günler ve Cumhuriyet kazanımlarıdır. O yüzden çok kıymetli.
Bütün dünyada öğretmenler çok önemlidir ama bizim için, bizim tarihimiz için, özellikle son 100 yılımız için normalden biraz daha fazla önemlidir.
Geçtiğimiz 100 yılda Öğretmenler Gününden ya da öğretmenlerden bahsedilirken sıkça Köy Enstitülerinden bahsedilir. O dönemde bu kurumları kuran ve buralarda eğitim alan, bu ülkenin hem tarihinde hem de talihinin değişmesinde önemli yer tutan insanlardan söz edilir. Ama şunu herhalde hiç unutmamak lazım: Dönemler değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor. Bu nedenle o dönemki öğretmen ihtiyacımızla şu andaki öğretmen ihtiyacımız birbirinden tamamen farklı.
Cumhuriyetimiz yeni kurulduğunda, her doğan iki bebekten birinin ya da doğum yapan her üç kadından birinin hayatını kaybettiği bir dönemden bahsediyorduk. Bununla birlikte her iki kişiden biri ya tüberküloz ya da sıtma hastalığıyla uğraşıyordu. Ülkemiz her şeyini savaşta kaybetmişti ve elinde hiçbir şey yokken, geçmiş dönemden kalan, bugünkü rakamlarla 500 milyar dolara yakın bir borç yükü vardı. Bu dönemde bir memlekette öğretmenden bahsederken biraz daha farklı bir insan profilinden söz ediliyor.
O dönemde kurulan enstitüler sadece öğretmen yetiştirmemiş; insanlara tuvalet temizliğini, tuvalet çukurunun nasıl kazıldığını, ağaçların nasıl budandığını, hayvanlara nasıl doğum yaptırıldığını, tarlaların nasıl sürüldüğünü öğretmişler. Yani her bir köye gönderilen bu insanlar gerçekten Cumhuriyetin birer neferi olarak bu ülkenin bugünlere gelmesini sağlamış.
1923 yılında Cumhuriyetimiz kurulduğunda, dünyada bilginin ikiye katlanma süresi 100 yıldı. Bugüne geldiğimizde ise bu sürenin 12 ay olduğunu gösteren çalışmalar var. Yani bilginin iki katına çıkma süresi 12 ay da olsa, 12 saat de olsa bunu takip etmek mümkün değil. Demek ki bizim bundan 100 yıl önceki öğretmene ihtiyacımız ve öğretmen profilimizle bugünkü öğretmen profilimiz biraz birbirinden farklı.
Bazı şeyler değişiyor ama öğretmenlerimizden beklentilerimiz değişmiyor. Bunlardan birisi, her ne kadar dünyanın artık büyük bir köy olduğundan bahsediyorsak da, küreselleşmeden bahsediyorsak da yurt dışına çıkan arkadaşlarım, hocalarım görüyorsunuzdur ki dünyada çok ciddi bir milliyetçilik akımı başlıyor. İnsanlar, aynı işi yapsanız dahi önce kendileri gibi düşünen, kendi bölgelerinde yaşayan insanlara öncelik veriyorlar. Bu nedenle, öncelikle ülkesini ve milletini seven gençler yetiştirmemiz lazım.
Bunun yanında adil gençler yetiştirmemiz lazım. Yani bir insan adilse ve hukuka inanıyorsa, hukuka güveniyorsa, bundan sonra kendi gelişiminin önündeki bütün engelleri aşacağını düşünüyorum. Liyakatli olmak zorunda; eğer belli bir akademik seviyeye gelirse hak ettiği
bütün kapıların açılacağına inanmak zorunda. İlk önce gençlerimiz buna inanmak zorunda, daha sonra da biz bunu hayata geçirmekle yükümlüyüz. Onlara böyle bir borcumuz var.
Bazı hocalarımızın belki hoşuna gitmeyebilir; ancak saygı çerçevesinden çıkmadan sorgulayan ve eleştirebilen gençlere ihtiyacımız var. Bilimi eleştirmek zorundalar, bizleri eleştirmek zorundalar. Tabii ki saygı çerçevesinde. Bunlara mutlaka açık olmamız lazım. Çünkü gelişmek istiyorsak bunun en önemli yolu gençlerimizden geçiyor.
Önümüzdeki nesillere Atatürk’ün inkılaplarını, Cumhuriyet kazanımlarımızı daha iyi anlatmamız gerekiyor. Bunun, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında çok önemli bir anahtar rolü oynayacağını düşünüyorum.
Ben iyimser bir insanım, yaradılışım itibarıyla öyleyim. Ben hiçbir zaman “gülün dikeni var” diye bakmadım; her zaman “dikenler gül açmış” diye baktım. O yüzden çok iyimserim. Bunu insanları motive etmek için söylemiyorum. Bizim ardımızdan çok iyi bir nesil geldiğini görüyorum ve onlara inanıyorum. Onların önünü açmak için biz neler yapabiliriz? Öğretmenler olarak ya da bu mevkilerde olan insanlar olarak bizlerin bu noktada kendimizi sorgulamamız gerekiyor.
Bilimsel yayın yapmamız lazım. Ben eskiden bilmiyordum; bize ders anlatan hocaların ne kadar yazısı olduğunu. Günümüzde ise siz ders anlatırken öğrenci arkadaşlar telefonlarından yayınlarınızı anında inceleyebiliyorlar, ders anlatan hocanın kaç tane yayını olduğuna bakabiliyorlar. Yani kendisine ders anlatan hocanın anlattığı konuyla ilgili yayını olmadığını gören öğrencinin, hocaya saygısının ne kadar olacağını bilmiyorum.
Bu nedenle hocaların kendilerini geliştirmek zorunda olduklarını düşünüyorum, kendimi de en öne koyarak. Eleştiriye açık olmak zorunda hocalar ve öğretmenler; eleştirinin gelişimin kapılarını açacağı unutulmamalı. Üniversitede hoca olmak çok önemli. Biz gerçekten karşımıza lise öğrencisi olarak gelen gençlere üniversite öğrencisi vizyonu verebiliyor muyuz? Eleştiriye açık olmamız gerektiğini üzerine basa basa söylüyorum. Bunu sadece kendi üniversitemiz için söylemiyorum. Ben bunun bütün üniversitelerde çok önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.
Bir yıldır buradayım, İncek Kampüsündeyim. 20 yıldır Ufuk Üniversitesindeyim. Ben mesela, öğrencilerimizin birçok konudan şikayet ettiğini biliyorum ama bu şikayetleri hiçbir zaman yönetime yazılı olarak iletmediklerinden dolayı çok şikayetçiyim. Bugüne kadar hiçbir öğrencinin randevu isteyip de Rektörlükten geri çevrildiğini görmedim. Yani er ya da geç mutlaka her öğrenciyle tek tek konuştuk.
Bu yüzden hocalarımıza eleştiriler yaparken öğrencilerimizi de biraz eleştirmek istiyorum. Benim hayalimdeki üniversite öğrencisi bu kadar sessiz bir öğrenci değil. Kendi fikirleri olan ve “bunu da yapabiliriz” diye bize söyleyebilen gençlerle beraber çalışmak istiyoruz biz. Bunların her zaman mümkün olmadığını biliyorum ama biz bunlara gerçekten açığız ve bunları yapmanızı istiyoruz.
Sizden çok büyük beklentilerimiz var. Mesela iki ay önce arkadaşlarımızdan bir tanesi yine böyle bir toplantının çıkışında, “Hocam, sürekli böyle çiçekler veriyorsunuz hocalarımıza. Bunların yerine ağaç dikseniz daha mantıklı değil mi?” dedi.
Biz de Başak Hocamla beraber araştırdık; gerçekten her konuşmacıya beş tane ağaç diksek, çiçeğe verdiğimiz paranın onda birine mal oluyor. Biz de önümüzdeki aydan itibaren her konuşmacımıza beşer tane ağaç dikme kararı aldık.
Yaklaşık beş yıldır bir maratonumuz var; her Ekim ayında yaptığımız. Yine bu da sizlerden bir öğrencimizin fikriyle yapılmaya başladı.
Ben tüm öğrencilerimizden, içinde bulundukları topluma daha çok saygı duymalarını, sahip çıkmalarını istiyorum. Eğer içinde bulunduğunuz eğitim sisteminin problemleri varsa, bunların yüzde yüzünü çözemeyeceğimizi biliyorum. Ama çözebileceğimiz kısmını beraber çözebileceğimizi düşünüyorum. Çok kaliteli ve deneyimli bir hoca kadromuz var. Bu hocalarımızdan mümkün olduğu kadar faydalanmanızı tavsiye ederim.
Ben bile bazı hocalarımızla sohbet etmek, muhabbet etmek için fırsat kovalıyorum. Gerçekten çok ciddi deneyime sahip hocalarımız var. Biraz önce söylediğim gibi, bilgiye ulaşmak çok kolay. Belki hocalarımızın size anlattığı şeyleri bir sürü yerden dinleyebilirsiniz. Daha fazlasını da dinleyebilirsiniz ama tecrübe ilkesi çok kıymetli; hocalarımızın tecrübelerini hiçbir yerde bulamazsınız.
Aynı fikirde olabiliriz, farklı fikirlerde de olabiliriz. Saygı çerçevesinde her zaman sizinle daha çok konuşmak, daha çok görüşmek istiyoruz.
Hocalarıma ve öğrencilerime saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.